bir şiirden öte belki bir şarkı.. mısralara sığmayan bir deneme.. uzun bir öykü.. sayfalarca roman.. hangisi anlatır hayatı.. neye ne kadar sığdırabiliriz ki tüm duyguları.. yastık altına tıkıştırsak belki dolabın en gizli köşesine.. bulunabilir mi anlaşılabilir mi yılların nasıl geçtiği.. öylesine.. tutunarak, sahip çıkarak, güvenerek.. ne denir bunun adına.. eylülün otuzunun unutulup geçilmesine ne denir.. oysa ki hayat bir alarm ötesi.. bir hatırlama melodisi.. şimdi nerede kayıp gün, gitti.. anılarda kaldık biz.. biriktirdiğimiz onca anıda.. iki yılın en güzel mevsimlerinde kaldık biz.. durmadan duraksamadan.. tökezlemelerle yaralanmadan.. kışa girerken her yeni doğan yılda daha da sarılarak.. ömürlerimiz birleşti bizim.. ömrün ömrüm oldu ki çoğaltarak büyüttük birbirimizi.. ilk 'bize nolcak' lardan geçip bize ne olamayacağını bulduk.. hasretle özlemle büyüttük.. en büyük buluşmalarda erittik kendimizi.. aynı yoldan yürüdük.. şaşmadan inancımızla.. ve hep aynı basamaklara basmak ister gönlüm.. unutsakta ilk basamağı.. biz ilkiz.. ben ilkim.. biliriz ki düşmemeyi.. tutunarak tekrar birbirimize biliriz ki otuz eylülleri daha da unutmamayı.. hele de gece saat üçse aynı heyecanla yine birbirimize sarılmayı... korkmadan, usanmadan, bıkmadan..
şimdi ekimin zillerini çalarken hayat, üçüncü yılın ismi söylenir kitap başlıklarında.. daha bomboşken içi gülücükler yerleştiririz her sayfaya.. hangi mevsim geçerse geçsin hep birlikte gülelim diye hayata...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder