28 Kasım 2010 Pazar

kayboluş yazışları...

ruhunuzu hangi dağ esir alır ki?! nerede bulabiliriz kendimizi?! çoğu zaman kaybederim umudumu, gençliğim yakar tenimi buruşur birden ümitlerim yapayalnız kalırım kendimsiz hiçbir şeysiz.. ve öyle bir an gelir ki özendiğim ne varsa yok olur; görüşüm gider, hayallerim tozlanır, biterim.. sorusuz sualsiz yaşantım biranda cevapsız kalıverir, kendimi ararım; önce denizlere sorarım okyanuslar çağırır ya ara sıra beni oraya kaçtığım düşüncesi ağır basar; dalgalar cevaplandırır beni korkarım şiddetinden,, anlarım hiç uğramamışlığımı... sonra en kuytu köşelere bakarım karanlıklar daha bir yalnızdır yokumdur orada,, anlarım geceye bile gitmemişliğimi.. düşüncelerim boğar beni  kendim olmadan neredeyimdir?! bilemem, göremem, dünyayı fark edemem.. rengimi kaybedişliğim ağır gelmeye başlar.. biraz mavi çalıp kırmızıya boyanırım, siyahı içime katıp beyazı üstüne eklerim, yeniden bir ben oluşturmaya çalışırım ama beceremem göremem kayboluşluğumda anlayamam.. sonra heceler yardımıma koşar bir anda kelimeler oluşmaya başlar sonra cümlelerim kurulur.. bir bakarım her paragraf bir parçamı oluşturmuş.. en unuttuğum yerde, yazılarda bulurum kendimi.. özleyişim vardır koşup  coşarım haykırışlarım hiç durmaz kendimleğim,, kendi düşüncelerim kendi benliğim kendi ruhum.. kimseyi aramaz artık bedenim tek çaresi içidir ya artık kimseyi görmez.. böyle böyle bir yaşlanır bir gençliğime kavuşurum.. bir üzülür bir ağlar bir kaybolurum.. ama artık bilirim,, kendimin artık yazılarımla  olduğunu ve artık hep yazacağını.. bilirim sadece hep yazacağımı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder